Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Üzerine

Joomla Plugin
Kurum olarak yaptığınız etkinlikler ve yayın faaliyetlerinizde neyi hedefliyorsunuz?
 
Erdal 2
   
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Tüzüğünün 2. maddesi Derneğimizin amacını “Pir Sultan Abdal'ın yaşamı ve felsefesi doğrultusunda sosyal, kültürel çalışmalar yapmak, başta Anadolu Alevi kültürü olmak üzere, tüm kültürleri yaşatmak, geliştirmek ve yaymanın yanı sıra Demokrasi, Laiklik ve insan hakları gibi değerlere sahip çıkmaktır.” şeklinde ifade etmiştir.
 
    Derneğimiz Anadolu’nun çok renkli ve çok kültürlü mozaiğinin yaşatılması yönünde faaliyet yürütmektedir. Anadolu’nun binlerce yıllık tarihinde, katliam ve kırımlarla yok edilemeyen ve günümüze ulaşmayı başaran tüm kültürleri sahiplenen bir anlayışa sahibiz.
 
Türkiye’de Türk’ten başka bir etnik ya da mezhepsel kökene sahip olmayı ve kültürel kimliğini yaşatmaya çalışmayı nasıl ifade ediyorsunuz?
 
  Sorunuzdaki bir sözcüğün yanlışlığıyla ifade etmeliyim ki, Alevilik bir mezhep değildir. Alevilik kendine  özgü kuralları, ritüelleri olan bağımsız bir yol'dur, öğretidir, inançtır. Ama asla  islamiyetle  ilgisi yoktur ve mezhep de değildir.
 
  Sorunuza dönecek olursak özellikle 12 Eylül askeri darbesinden sonra kurumsallaşan “Türk-İslam Sentezi” anlayışı yaşamın her alanında etkisini gösteriyor. Farklı olana saygı duymayan, kabullenemeyen, tahammül gösteremeyen ve hatta asimilasyona ve bir dönüştürmeye tabi tutmaya çalışan bir anlayışla karşı karşıyayız. Son dönemde ortaya konan “Beyaz Türkler” kavramı bu anlamda çok önemlidir. Yani baktığımızda sistem için Türk olmak bile yeterli değildir. Sistem için en makbul prototip “Hanefi mezhebinden, mukaddesatçı, milliyetçi bir Türk” prototipidir.  
 
   Uzun yıllardır “tek din, tek dil, tek ırk” politikaları sonucu dışlanan, inkar edilen, hor görülen, yok sayılan çeşitli etnik ve inançsal farklılıklara sahip olan herkes sistem için zararlı, şüpheli ve her an takip edilmesi gereken unsurlar olarak kabul edilmektedir. “3K” olarak ifade edilen “ Kürt – Komünist – Kızılbaş” özelliklerinden birine bile sahip olmak sistem için potansiyel bir tehlike olarak görülmesi yeterlidir.
 
2 Temmuz  2006 stanbul 
 
Türkiye’nin 100 yıl önceki nüfus verileri ile günümüz verilerini karşılaştırdığımızda Anadolu coğrafyasında nasıl bir asimilasyon ve yok etme politikası uygulandığını rahatlıkla görebiliriz. Hatta öyle bilimsel verilere bile bakmaya gerek yok. Eski Türk filmlerindeki Ermeni ve Rum karakterler bugünün Türkiye’sinde artık kalmamıştır. Özellikle Ermeni, Rum ve Ezidi nüfusun, 6-7 Eylül Olayları, Varlık Vergisi vb. uygulamalar neticesinde ülkeyi terk ettiği, kendi yurdundan uzakta mülteci konumuna düştüğünü görüyoruz.  Son kalanlar ise siyasi baskı ve cinayetlerle yok edilmeye çalışılmaktadır.  Hrant Dink bunun en son ve en acı örneğidir.
 
  Yine Kentsel Dönüşüm Projesi adı altında yok edilmek istenen Sulukule’ye ve Çingenelere de bu bağlamda değinmekte fayda var. Ve de Karadeniz’de hakim Laz Kültürünün de hızla asimilasyona tabi tutulduğunu söylemek mümkün.
 
  Ayrıca artık gündelik dile yerleşen kimi aşağılayıcı sözlere de değinilebilir; Rus tohumu, Ermeni dönmesi, Rum piçi şeklinde ki hakaretler bile sistemin “tek kültür, tek ırk, tek din” dayatmasının birer göstergesidir.
 
   Kısa bir süre önce AKP Milletvekili Avni Doğan’ın TBMM kürsüsünden söyledikleri aslında konuyu çok iyi özetlemektedir;  “Türkiye’yi kültürler mozaiği olarak tanımlamak çok yanlıştır. Kültür tektir ve İslam’dır.” AKP milletvekilinin ağzından dökülen bu sözcükler aslında Türkiye’nin milli siyasetidir ve bir bütün olarak iktidar partisinin, hatta bazı muhalefet partilerinin, çeşitli kamu kurumlarının ortak görüşüdür.  İnançsal olarak bırakın farklı dinleri içine sindirmeyi, İslam’ın farklı yorumlarını bile kabullenemeyen bir anlayış yerleşmiştir.
 
    Sadece bir inanca hizmet götüren bir Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilatı var ki, bütçesi 5-6 icraatçı bakanlığın toplam bütçesinden fazladır. Yani Devlet katında sadece bir inanç vardır, o da Sünni-Hanefi inancıdır. Devlet farklı olanı kabullenmez ve hizmet sunmaz. Oysa laik bir devletin dini olmaz. Laik devlet sistemi hiçbir inancı tarif etmez, örgütlemesini yapmaz ve başka inançlara karşı herhangi bir inancı desteklemez.  Türkiye cumhuriyeti laik bir devlet değildir.  Ülkede milyonlarca Alevi ve başka inanç sahiplerinden toplanan vergilerle devlet, sadece bir inancı finanse edip, örgütlüyor, sadece bir inancın kendini diğer inançlara karşı dayatmasını bizzat destekliyor. 
 
   Konuya Aleviler açısından baktığımızda devletin Aleviler üzerinde de ciddi kafa karıştırıcı politikalar ürettiğini görüyoruz. Alevileri ve Aleviliği asimile etmek için Alevi kökenli bazı yazarçizer, dede vs aracılığıyla Alevilerin birliğini zayıflatmak, birada hareket etmelerini engellemeye yönelik faaliyetler sürdürülmektedir.  Ayrıca son dönemde, ‘72 millete aynı nazarda bakma’  düşüncesini kendilerine ilke edinmiş Aleviler arasında,  etnik kökene dayalı çok bilinçli ve o kadar da tehlikeli bir bölme hareketi yürütülmektedir. Kürt Alevisi, Zaza Alevisi, Arap Alevisi ve Türk Alevisi şeklinde bir ayrıştırma ve bu ayrıştırma üzerinden yok etme politikası Aleviler için ciddi bir tehlike olarak ortada durmaktadır.
 
   “Ben böyle sanatını içine tükürürüm” diyen anlayış, kültür ve sanat hayatımızı da tek tipleştirmektedir. Anadolu’nun zengin kültür-sanat mirası günümüz gerici siyasetçilerin hışmına uğramaktadır. Geçenlerde Bodrum Arkeoloji Müzesi'ndeki zindanın giriş duvarına 5 asır önce kazınan “Allah'ın olmadığı yer” yazısı için Müzeler Genel Müdürlüğü, 'Bu yazı tarihi değil, silin' talimatı vermişti. Yine her geçen gün bir yenisini gördüğümüz müstehcen – ayıp olduğu gerekçesiyle heykellerin orasını burasını kapatma girişimleri gericiliğin geldiği boyutu gözler önüne sermektedir.
 
    Sanata böyle bakan yobaz zihniyet Alevilerin inanç ve ibadetlerine de aynı iğrenç gözle bakmaktadır. Kadın-erkek birlikte yapılan cemler, Cemde dönülen semahlar, içilen demler nedeniyle Aleviler iftira ve karalamalara maruz kalmaktadır. “Cemevi cümbüşevidir” diyen, Alevileri ahlaki yönden zayıf – hafif gören, hatta Alevilerin benimsediği çağdaş yaşam biçimi nedeniyle Alevi kızlarına dil uzatan bir zihniyet her geçen gün güçlenmektedir. Ansiklopedilerde, sözlüklerde ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın İlköğretim ve Lise öğrencilerine tavsiye ettiği 100 Temel Eser içinde dahi Alevileri aşağılayıcı, hakaret dolu tanım ve söylemler bulunmaktadır. Böyle bir ülkede kardeşlik ve barış nasıl sağlanır varın gerisini siz düşünün.
 
SemahDonenler
 
Yürüttüğünüz çalışmalara dayanarak, Türkiye’de ortak bir kültür birikiminden söz edebilir misiniz?
 
    Evet, Türkiye’de ortak bir kültür birikimi vardır. Anadolu medeniyetler beşiğidir ve bu binlerce yıllık kültür birikimi genlerimize işlemiştir.  Ahmed Arif’in “Anadolu” şiirinde ifade ettiği gibi;
 
   “Beşikler vermişim Nuh'a
   Salıncaklar, hamaklar,
   Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,
   Anadolu’yum ben,
   Tanıyor musun?
   ...........
   Binlerce yıl sağılmışım,
   Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
   Nazlı, seher-sabah uykularımı
   Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
   Haraç salmışlar üstüme.
   Ne İskender takmışım,
   Ne şah ne sultan
   Göçüp gitmişler, gölgesiz!
   .............
 
    Yüzyıllarca uğradığı katliamlara, ihanetlere, baskı ve yıldırmalara ve erozyona rağmen Anadolu kültür birikimi yok edilememiştir, yok edilemeyecektir. Yemek kültüründen, halk oyunlarına, inançlardan destanlara kadar her şeyde Anadolu halklarının ortak özellikleri, değerler ve inanışları canlı bir şekilde yaşamaya devam etmektedir.
 
    Ve biz Pir Sultan Abdal Örgütlülüğü olarak ülkede sürdürülen demokrasi, insan hakları, laiklik mücadelesinde bugüne kadar sürdürdüğümüz ortak mücadele anlayışımızı sürdürme kararlılığında ve azmindeyiz.
 
Erdal YILDIRIM
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği
Kültür Sanat Sekreteri
14.12.2007

 

Not :

evrensel kulturEvrensel Kültür Dergisi  Ocak 2008 tarihinde sayısında yayınlandı

 

evrensel kultur 1

 

 

"Türkiye'nin Renkleri" adlı dosya konusu ile yayınlanan dergide, PSAKD Kültür Sanat Sekreteri Erdal YILDIRIM ile yapılan bir söyleşiye de yer verildi.

 

Evrensel Kültür’de farklı renkler

 

Türkiye’nin Renkleri dosyasında bu topraklarda yaşayan farklı etnik, dini ve mezhepsel kökene sahip insanların kültürleri ele alınıyor

 

Evrensel Kültür dergisinin 193. sayısı yayınlandı. Derginin bu ayki dosyasının başlığı: Türkiye’nin Renkleri.

 

Evrensel Kültür dergisinin bu ayki dosyası yaşamları her geçen gün zorlaştırılan “farklı renkleri” ele alıyor. 2007 yılının Ocak ayında kaybettiğimiz Hrant Dink’in anısına hazırlanan dosya, Türkiye’de yaşayan farklı etnik, dinsel ve mezhepsel kökene sahip insanların kendi kültürlerini yaşatma, geliştirme ve ilerletme çabaları üzerine. Amed Gökçen, Tiroj Dergisi, Zeki Yoldaş, Navenda Çanda Mezopotamya (Mezopotamya Kültür Merkezi), Aris Nalcı, Özcan Geçer-Şabo Boyacı, Erdal Yıldırım, Faruk İremet, Sayat Tekir, Nart Dergisi, yazı ve görüşleriyle Evrensel Kültür’ün “Türkiye’nin Renkleri” dosyasında yer alıyor.

 

Bu ayın önemli gündemlerinden biri olan türban tartışmaları, Nuray Sancar’ın Türban, Modernleşme ve Batılılaşma başlıklı yazısında değerlendirilirken, Telekom grevi Sinan Ceviz’in Her grev bir okuldur başlıklı yazısında ele alınıyor.

 

Mehmet Güleryüz sergisi Adnan Özyalçıner, Abidin Dino sergisi Koray Karaermiş, Novamed’li kadın işçilerin direnişini yansıtan fotoğaf sergisi Ayşebengi tarafından kaleme alındı. Lübnanlı kadın şarkıcı Feyruz’u Gaye Coşar, fotoğraf analizcisi Suzan Sontag’ın yaşamını ve eserlerini ise Aykan Özener dergi için hazırladı. Fotoğraf sanatçısı Kamil Fırat’ın son fotoğraf albümü 1994’ü Ebru Mocoş, 10. İstanbul Bienalinin ardından hazırlanan Bir Bienal, Bir Bilanço kitabını ise Burak Ülker yazmış.

 

Derginin bu sayısında, 82 yaşındaki Rum gazetesi Apoyevmatini’yi yayınlayanlarla söyleşinin yanı sıra, ünlü darbuka virtüözü Mısırlı Ahmet ve Strasburg Türk Sinema Günleri’nin düzenleyicisi Faruk Günaltay’la yapılan söyleşiler yer alıyor.

 

Dergide ayrıca; Sennur Sezer’in Bir mizah öğesi olarak Osmanlı’da cinsellik yazısı, Kemal Elitaş’ın Sarıkeçililerin yaşamlarını konu alan foto-öyküsü, Çağdaş Günerbüyük’ün Mizah dergilerine bakınca yazısı, Remzi İnanç’ın Abdullah Cevdet, Rahşan İnal ve Mehmet Şahin’in Tehditkâr Futbol yazıları bulunuyor.

 

Cengiz Bektaş’ın Afrodisyas türküsü, Salih Bolat’ın Suç, Arif Berberoğlu’nun Bu sabah dünya şiirleri, Che in Verse kitabından seçilmiş Che şiirleri çevirileri ile Nejat Elibol’un İşçi Öyküleri yarışması öyküsü derginin Ocak sayısında. Ali Öz’ün bir fotoğrafı eşliğinde Sennur Sezer’in dizelerinde bu ay Neler Yaşadık var. (KÜLTÜR SERVİSİ)

 

Bilgi için: (212) 247 65 17

 

10 Ocak 2008 - EVRENSEL

 

 

Saturday, 21 Eylül 2019

DUYURULAR

AVRUPA PANELLERİ

******

1-) DANİMARKA AARHUS 

Aarhus Alevi Kültür Merkezi

 

3 Mayıs Cuma 18:00 

 

"DERSİM TERTELESİ ve ALEVİ KATLİAMLARINI KONUŞUP

MAYIS AYINDA YİTİRDİĞİMİZ  68 ÖNDERLERİNİ" ANACAĞIZ.

  Aarhus DK Panel afii

ADRES: BREDSIFTEVEJ 8, 8210 AARHUS

 

Not: 4 Mayıs Cumartesi Saat 10:00'da HEDENSTED AKM'de Kahvaltıda buluşalım. 

Tüm canları, dostları, yoldaşları bekleriz.

 ******

 

2-) ALM./BREMEN 

 

5 Mayıs Pazar  13:00

Bremen Cemevi 

 

"DERSİM SOYKIRIMI ve MAYIS ŞEHİTLERİ" PANELİ  

 Bremen panel afii 05.05.2019

 

Adres: Breitenweg 41, 28195 Bremen 

Tüm canları, dostları, yoldaşları bekleriz.  

****** 

 

4-) ALM./HAMBURG

 

6 Mayıs Pazartesi  18:30

"DERSİM TERTELESİ VE 68 ÖNDERLERİ" Paneli 

 Hamburg panel afii 06.05.2019

Adres: Nobistor 33, 22767 Hamburg

Tüm canları, dostları, yoldaşları bekleriz.

******

 

Makale Görünüm Sayısı
314423