Joomla Plugin

Avrupa Birliği Nedir? 

Merhaba Arkadaşlar, Tüm katılımcıları Pir Sultanın inancı, bilinci ve direnciyle selamlıyorum. 
 

 

Panel Sarigazi

Sevgili Arkadaşlar,  azgın kapitalizmin giderek kendi sonunu hazırladığı bu son süreçte, özellikle de Avrupalı emperyalistler, sosyal devletin giderek yok olmaya başladığı, dolayısıyla da kendi ülkelerinde gelişen muhalefeti susturmaya, yeni pazarlar bulmaya yönelik faaliyetlerini her geçen gün çok yönlü olarak sürdürmektedirler. Çünkü Avrupa’da son yüzyılın en büyük kronik işsizliği vardır. Almanya’da bile 2.Dünya Savaşından bu yana en yüksek işsizlik oranı olan % 9 kronikleşmiştir. 

Bu nedenle de adına Avrupa Birliği adını verdikleri yeni bir emperyalist güç oluşturmaya çalışıyorlar. Bu güç birliğinin asıl amacı yeni sömürü pazarları yaratmak ve çevrelerinde henüz talan edilmemiş olan ülkeleri giderek daha azgınca sömürmektir. 

Emperyalistler Avrupa Birliğinin altyapısını kurmak, diğer ülkeleri de bu talan ve sömürü düzeninin altında toplamak için de, daha 1950’lerde Fransız Mounet tarafından formüle edilen ve Rhein Nehrinin iki yakasındaki kömür ve çelik madenlerinin Almanya ve Fransa arasında ortaklaşa kullanılması projesi olarak başlayan, daha sonra 1958 de Avrupa Ekonomik Topluluğu adını alan ve son süreçte Avrupa Birliği olarak yaşama geçirilen emperyalist birliğin asıl kriterleri adına Kopenhag Kriterleri dedikleri üç ana kriterden meydana gelmektedir. Bu kriterler: 

1-)  Sermayenin serbest dolaşım hakkı

2-)  Çalışma ile ilgili işgücünün serbest dolaşım hakkı

3-)  Demokrasi, hukuk devleti, insan hakları ve azınlık hakları  

 

Arkadaşlar, ülkemizde son yıllarda hükümetler ve özellikle de AKP Hükümeti Avrupa Birliğine kabul edilmek için, bir yandan AB’nin her türlü yaptırımını kabul etmekte; diğer yandan ise IMF ve Dünya Bankasının tüm isteklerine boyun eğmekte, emperyalist sermaye önündeki engelleri kaldırmak için özelleştirme politikalarına hız vermektedir. 

AB emperyalistleri ülkeyi daha rahat talan etmek için hükümete dayattıkları ve kriter olarak belirledikleri Sermayenin Serbest Dolaşımı Hakkı ile ülkenin dört bir tarafını daha rahat bir şekilde yağmalamaya devam edeceklerdir. Bu konuda kendi sömürüleri için tüm yasal düzenlemeleri yaptırmaktadırlar. 

Burada ilginç bir nokta şudur:  AB emperyalistleri, kendi ülkelerinde geçerli olan çalışma yasalarını TC hükümetine dayatmamışlardır. Çünkü ülkemizde kuracakları işyerlerinde işçiler ve çalışanlar aleyhine olan yasalarla sömürü düzenlerini rahatlıkla sürdürmeyi amaçlamaktadırlar. 

Kriter olarak belirledikleri İşgücünün Serbest Dolaşım Hakkı konusunda da ikiyüzlü bir tavır sergilemişlerdir. T.C. pasaportu olan herkese Avrupa’da serbest dolaşım hakkının verilmeyeceği de kesinleşmiştir. Kaldı ki, AB Türkiye hükümetine 13 sene sonra senin üyeliğe alınıp alınmayacağına karar verebiliriz demektedir.  AB emperyalistleri Polonya vatandaşlarına da, Polonya’nın üyeliğe kabulünden sonra 7 yıl boyunca çalışma ve dolaşma izni vermediler.  

Üstelik emperyalistler kendi ülkelerinde, hem de ülkemizde sosyal hakları birer birer kısıtlamaya devam etmekte,  bu ülkelerde çalışan işçiler ekonomik ve sosyal saldırılara maruz kalmaktadırlar. 

AB kriterleri diye önümüze konulan ve ülkemize dayatılan  “sermayenin serbest dolaşımı ve işgücünün serbest dolaşımı gibi kriterlerle ilgili asıl konuşması gerekenlerin sendikalar, emek örgütleri olması gerektiğini belirtip, bu konularla ilgili benden duymak istedikleriniz var ise, bunları daha sonra cevap vereceğimi belirtmek istiyorum. 

Arkadaşlar, ben bugün size asıl olarak Avrupa Birliğinin Alevi – Bektaşi kitlesi ve  örgütlülükleri ilişkilerini ve ülkemizdeki yansımalarını, bu örgütlülüklerin  AB ‘ne bakış açılarını ve ilişkilerini anlatmak isterim. 

İşe şu meşhur Avrupa Birliğinin Türkiye ilgili 6 Ekim İlerleme Raporu ile başlamak istiyorum.  Avrupa Birliği emperyalistlerinin 6 Ekim 2004 tarihinde Türkiye ile ilgili İlerleme Raporunda iki TANIMLAMA ön plana çıkmıştır. 

Bu raporda Aleviler için : “Sünni Olmayan Müslüman Azınlık”  ve 

Ve ülkemizdeki Kürtler için: “Kürt Azınlık”  ifadeleri kullanılmıştır. 

Konuyu bu iki kavram üzerinden biraz irdelemek faydalı olacaktır. Öncelikle konuyu Alevi Bektaşiler açısından irdelersek,  raporun açıklanmasından hemen birkaç gün önce Alevi Bektaşi Federasyonu bir basın açıklaması ile Avrupa Birliği İlerleme Raporuna denk düşen  “Alevi Azınlık” ifadesini kullanmıştır. Bu çok aceleyle yapılmış bir basın açıklaması olmuştur ve örgüt içersinde derhal yankı bulmuştur. Çünkü bu çok acele olarak ve enine boyuna düşünülmeden alınan bir karar ve yapılan bir açıklamaydı. 

Oysa bu tanımlamanın doğru olmadığını; bunun emperyalistlerin ikiyüzlü ve riyakar bir oyunu olduğunu düşünen ve bu tanımlamaya karşı çıkan, içlerinde benim de bulunduğum çok sayıda örgüt yöneticisi ve üye bulunmaktaydı. Söz konusu çatı örgüt konumunda olan iki merkezi yapı (ABF ve AABK) bu tür bir politika belirlemeyi demokratik örgüt işleyişi mekanizmasını çalıştırarak belirlemediği için örgütlerde ve üyeler arasında çeşitli tartışmalar yaşandı. 

Bu raporda Aleviler, “Sünni olmayan Müslüman azınlık” olarak tarif edilmekte, böylece yıllardır sürdürülen asimilasyon politikalarına prim verilmekte, Aleviliğin ayrı bir inanç olduğu inkâr edilmekte; diğer yandan aynı zamanda Sünni mezhep ayrıcalıklı olarak yaşam hakkı bulmaya devam etmektedir. 

Ve bu çabalarımızın sonucunda, bu ifadenin yanlış olduğu, bu tanımlamanın kabul edilmeyeceği; Aleviliğin kendine özgü bir inanç olduğuna ilişkin olarak, birkaç gün sonra bu hatadan dönülmüş ve 9-10 Ekim 2005 tarihlerinde Ankara’da, yaklaşık 409 kurumu bünyesinde barındıran Alevi Bektaşi Federasyonu (ki üyesi ve yöneticisi olduğum  Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, genel merkezi ve  ülke çapındaki  43 şubesiyle ABF’nin kurucu unsuru ve üyesidir) ile Avrupa’daki 9 ülkedeki Alevi federasyonlarından oluşan ve 186 kurumu bünyesinde  barındıran Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu yaptıkları ortak açıklama ile  bu rapordaki  “Sünni Olmayan Müslüman Azınlık” tanımlamasının doğru olmadığını; Aleviliğin  kendine özgü ritüelleri, kuralları olan bir inanç olduğunu açıkladılar. 

Bu deklarasyonla: 

  • * Siyasi iktidarın derhal ABF ile masaya oturması gerektiğini,
  • * Aleviliğin islamiyetle ilgisi olmayan ve kendine özgü bir inanç olduğunu,
  • * Aleviliğin Cem’den Semah’a, canaşından kırklar yemeğine öğretisiyle, uygulamalarıyla bir bütün olduğunu, diğer inançlarla farklılığını  koruduğunu,
  • * Cemevlerinin yasal statüye kavuşturulmasını,
  • * Diyanetin lağvedilmesini,
  • * Zorunlu Din derslerinin kaldırılmasını
  • * Alevi köylerine yapılan camilerin Cemevine dönüştürülmesini
  • * Kimliklerdeki din hanesi sütunun kaldırılmasını talep ettiler. 

Arkadaşlar, bu talepleri bir iki cümle ile anlattıktan sonra konuya devam edelim.  Aleviliğin İslamiyet ile bir ilgisi olmadığını, Aleviliğin binlerce yıllık bir inanç olduğu ile ilgili son dönemlerde oldukça fazla bilimsel çalışmalar yapılmaktadır. Aleviliğin oniki bin yıllık Naakal Yazıtları, beşbin yıllık Sümer Tabletleri bize bu konuda oldukça kanıt sunmakta, bu kanıtlarla Alevi geçmişini Aleviliğin başlıca tarihsel kaynakları olan Alevi Semahları, Alevi deyişleri, Alevi gülbengleri, Alevi Ritüelleri oldukça büyük benzerlikler göstermektedir. 

Bu konuyu burada böyle kısaca belirttikten sonra, Alevilerin yüzyıllardır bu topraklarda inançlarını yerine getirme noktasında sürekli baskıcı, yasakçı yönetimlere karşı mücadele içersinde olduğu da bir gerçekliğini de vurgulamak gerekir. 

80 yıllık cumhuriyet yönetimleri de, Alevilerden de topladığı vergilerle Alevi çocuklarına zorla Sünni Hanefi inancı öğretilip dayatılmakta, Aleviliği asimile etmeye çalışmaktadır. Tüm camiler için devlet ve belediye olanaklarının hepsi devreye sokulmakta, camilere bedava arsa, bedava su ve bedava elektrik hizmetleri sunulmaktadır. 

Belediye imar planlarında yer alan ibadet yerleriyle ilgili Alevi kitlelerinin ve kurumlarının talepleri, Aleviliğin din olmadığı ve bu nedenle yer ayrılamayacağı ve Alevilerin kendi olanaklarıyla yaptıkları yerlere bile imar izni vermeyip, buralardan elektrik ve su paralarını toplanmaktadır. Bu nedenle Cemevlerinin yasal bir statüye kavuşturulması talebi yerinde bir taleptir. 

Alevi örgütleri olarak Diyanetin lağvedilmesi, zorunlu din derslerinin kaldırılması, nüfus cüzdanlarından din hanesinin çıkarılması ve Alevi köylerine zorla yapılan Camilerin Cemevlerine dönüştürülmesi talepleri de son derece yerinde taleplerdir. 

Bu konularda Alevi Bektaşi kitlelerini temsil eden kurumlar açısından herhangi bir ayrılık sözkonusu değildir. Ancak ülkede resmi ve dini ideoloji ile iç içe yaşayan Alevi kökenli bir kısım yazar, çizer var ki, bunlar Aleviliği İslamiyetin-Müslümanlığın içinde göstermeye, Aleviliği islama yamamaya çalışmaktadırlar. Bu düşünce İran menşeili bir düşünce olup bu konuda kısa bir anımsatma yapmak gerekiyor. 1989 yılında Türk ve İran hükümet yetkililerinin İran’daki görüşmeleri esnasında İran Başbakanı Türk hükümet yetkililerine aynen şöyle söylemiştir.  “Ülkenizdeki Aleviler çok tehlikeli olmaktadırlar. Ya siz bunları Sünnileştirin, ya da bize bırakın biz Şiileştirelim”. Bu toplantıdan sonra başında Fermani Altun’un olduğu ve sağcı, gerici, faşist kafatasçılarla aynı paralellikte olan Dünya Ehlibeyt Vakfı büyük maddi imkanlar sağlanarak kurulmuştur. 

Konumuzla ilgili asıl yana gelince, Avrupa Birliği, Alevileri azınlık olarak tanımlayarak yine ülkede mevcut İslami Sünni Hanefi egemenliğini onaylamakta, bir taşla iki kuş vurmaktadır. Hem Alevilere azınlık statüsü tanıyarak kendince Alevi kitlesine kırıntı vermekte, hem de hakim din anlayışını hakim inanç olarak egemenliğinin sürdürülmesini onaylamaktadır. 

Arkadaşlar,

Avrupa Birliği birçok konuda olduğu gibi bu konuda da her şeyi salt kendi çıkarlarına uydurmaktadır.  Tüm Avrupa Birliği üyesi ülkeler (Fransa’yı hariç tutalım)  laik devlet olduklarını ilan etmelerine rağmen, tümünde de laiklik yoktur. Anayasalarında böyle bir madde de yoktur. Üstelik bu ülkelerin hepsinde kiliseler devlet tarafından beslenmektedir.   

Oysa laik devlet anlayışında, devlet din ileriyle ilgilenmez, her dini cemiyet, topluluk kendi inançlarını, kendi öz ekonomik olanaklarıyla ve kendilerine has örgütlenme şekilleriyle yaşar, yaşatır. Çoğu Avrupa ülkesinde ve ülkemizde olduğu gibi,  bütçesi 5 Bakanlığın bütçesine denk düşen Diyanet İşleri Başkanlığının kurulmasını, örgütlenmesini sağlayan devletler laik değildir.  Laik olduklarını söylemeleri yalancılıktan başka bir şey değildir. 

Sevgili arkadaşlar,  değerli konuklar

Şimdi çok önemli bir saptamayı dikkatle dinlemenizi öneriyorum. Arkadaşlar, Avrupa Birliği emperyalistlerinin Alevilerle ilgili yaptığı yanlış tanımlamaya karşı, Alevi kitleleri ve kurumları gerekli direnci ve kararlılığı gösterdiler ve 19 Kasımda Avrupa Birliği Komisyonu bu konuda daha önce yaptığı tanımlamayı terk etti ve Alevi örgütlerinin  “Alevilik, islamiyetin dışında kendine özgü bir inançtır”  tanımlamasını kabul etmiştir. 

Oysa AB emperyalistlerinin kendi çıkarlarına uygun düşen ve riyakar tanımlamalarından biri olan “Kürt Azınlık”  tanımı da her açıdan yanlış bir tanımlamadır. Böyle bir tanımlama ile Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkı yok sayılmış ve tüm demokratik hak ve talepleri bu raporla sınırlandırılmıştır. 

Bu azınlık tanımlamasına, Kürt ulusal hareketini temsil ettiğini söyleyen kurum ve kuruluşlar karşı çıkmadıkları gibi, bu tanıma sarılmışlardır. Kürtlerin, azınlık olarak tanımlanması birçok küçük burjuva demokrat ve aydın açısından ileri ve ilerici bulunmuştur. Ezilen Kürt ulusuna bu azınlık statüsü bir kurtuluş yolu olarak savunulmuştur. 

Kürt ulusu azınlık değil, ezilen bir ulustur. Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkı tanınmadan ulusal sorunda ortaya atılan tüm çözüm yolları anti-demokratik ve gericidir. Azınlık statüsü ile Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkı elinden alınmaktadır. Bu tanımlama Avrupa Birliği emperyalistleri tarafından son derece bilinçlice seçilmiş ve kullanılmıştır. 

Çünkü Kürt ulusunu azınlık statüsüne indirerek, Türk hakim sınıflarına jest yapılmış, egemen ulus olarak onay verilmiştir. Kürt ulusu böylece ikinci ulus pozisyonunda değerlendirilmiş, birinci pozisyonda Türk ulusu kabul edilmiştir. 

İşte burada Kürt ulusal hareketinin sözcüleri, bu hangi taraftan bakarsak bakalım sakat olan ve tamamen emperyalizme hizmet eden, Kürt ulusunun kendi tayin hakkını ayaklar altına alan bu tanımlamaya karşı gerekli tepkiyi, karşı koyuşu ne yazık ki, gerçekleştirememişlerdir. 

Kürt ulusunun varlığı ve Kürtçenin resmi dil olarak kabul edilmesi, “azınlık” tanımlamasının reddedilmesi zorunludur. Emperyalistlerle pazarlıklar yapmak, Kürt ulusunun sorunlarına çözüm getirmediği gibi, hatta Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkına ihanet etmek demektir. 

Arkadaşlar, Avrupa Birliğine olmadık misyonlar biçip halkımıza şirin göstermeye çalışanlar ister sınıfsal temelde politika yapsınlar, isterse de inançsal temelde politika yapsınlar yanıldıklarını kısa sürede göreceklerdir. Demokratik Alevi Hareketi, emperyalizmin gittiği tüm ülkelere sadece kan, gözyaşı, katliam, talan ve yağma götürdüğünü bilme gerçeğinden hareketle Avrupa birliği emperyalizminin gittiği her yere bu insanlık dışı vahşeti götüreceğini bilmektedir. 

Avrupa Birliği emperyalistleri de, emperyalizmin doğal gereği olarak yayılmacı, faşist ve gerici bir sistemdir. Ülkemizde demokrasi havariliğine soyunan Avrupa Birliği emperyalistleri, yanı başımızda Irak’ta, Afrika’da / Zambia’da katliamlarına devam etmektedirler. 

Laik bir devlet yapısında her türlü dinin ve inancın kendisini özgürce ifade etmesini garanti altına almak gerekliliğini yeniden vurgulamakta fayda vardır. Devlet her türlü dine, inanca ve mezhebe aynı uzaklıkta bulunmalıdır. Dini cemiyetler kendi inançlarını kendilerinin inandığı şekilde ve ekonomik olarak de kendileri sağlamalıdırlar. Devletin herhangi bir dine, inanca veya mezhebe ekonomik şekilde veya başka bir şekilde destek sunması doğru değildir. 

Özel olarak: Kürt meselesinde yapılması gereken Kürtlerin bir ulus olduğunu kabul ederek konuyu, ulusların tam hak eşitliği ve kendi kaderlerini tayin hakkı çerçevesinde tartışmak ve çözüme kavuşturmaktır. 

Ve devamla diyorum ki, Alevi meselesindeki düşüncem, gerçek laik bir devletin görevi, her türlü dinin, inancın, farklı öğreti ve yolun kendilerini özgürce ifade etmesini garanti altına almak ve her türlü dine-inanca eşit uzaklıkta durmalıdır.  

 Genel anlamda ve sonuçta biz Demokratik Alevi Hareketi ve örgütlülükleri içersinde yer alanlar olarak diyoruz ki, ülkede Alevi Sorunları bir şekliyle çözümlenebilir. Alevi sorunlarının çözümlenmesi demokrasi sorununu çözmez. Bu nedenle de Alevi Bektaşi örgütleri, kurumları olarak ülkemizdeki ekonomik, sosyal, kültürel, etnik, politik sorunların tek tek yapılan tanımlama ve bunlara uygun tek tek çözümlemelerle değil; ülke sorunlarının demokrasiden, insan haklarından, demokratik hukuk devletinden, laiklikten yana tüm halk güçleriyle birlikte, yani demokrasi güçleriyle birlikte çözümlenebileceğine inanıyoruz. 

Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Erdal YILDIRIM

PSAKD MYK Üyesi

Kültür Sanat Sekreteri

 

Düzenleyen                   : Demokratik Haklar Platformu

Yer / Tarih                       : Sarıgazi SHP  17.04.2005   15:00 – 18:00

Panelistler                      : Temel DEMİRER  / Aziz KONUKMAN / Erdal YILDIRIM

 

 

Saturday, 21 Eylül 2019

DUYURULAR

AVRUPA PANELLERİ

******

1-) DANİMARKA AARHUS 

Aarhus Alevi Kültür Merkezi

 

3 Mayıs Cuma 18:00 

 

"DERSİM TERTELESİ ve ALEVİ KATLİAMLARINI KONUŞUP

MAYIS AYINDA YİTİRDİĞİMİZ  68 ÖNDERLERİNİ" ANACAĞIZ.

  Aarhus DK Panel afii

ADRES: BREDSIFTEVEJ 8, 8210 AARHUS

 

Not: 4 Mayıs Cumartesi Saat 10:00'da HEDENSTED AKM'de Kahvaltıda buluşalım. 

Tüm canları, dostları, yoldaşları bekleriz.

 ******

 

2-) ALM./BREMEN 

 

5 Mayıs Pazar  13:00

Bremen Cemevi 

 

"DERSİM SOYKIRIMI ve MAYIS ŞEHİTLERİ" PANELİ  

 Bremen panel afii 05.05.2019

 

Adres: Breitenweg 41, 28195 Bremen 

Tüm canları, dostları, yoldaşları bekleriz.  

****** 

 

4-) ALM./HAMBURG

 

6 Mayıs Pazartesi  18:30

"DERSİM TERTELESİ VE 68 ÖNDERLERİ" Paneli 

 Hamburg panel afii 06.05.2019

Adres: Nobistor 33, 22767 Hamburg

Tüm canları, dostları, yoldaşları bekleriz.

******

 

Makale Görünüm Sayısı
314446